“Sararmış” Kapaklar

The Wall Street Journal’ın (TWSJ) web sitesindeki 24 Mayıs 2016 tarihli  yazıda yayıncıların çevrim içi kitap satışlarında dikkat çekebilmek için daha canlı renklerde, kalın, koyu renkli, büyük puntolarla kitap ve yazar adının yazdığı kapaklara yöneldiği belirtilmiş. Kapak renk uygulamalarında da birinciliği sarıya vermişler. En çok da matbaada 100 mürekkep değeriyle basılan sarıya -hani içinde zerre kadar kırmızı, mavi veya siyah olmayan o sarı.

Yazıda ayrıca beyaz zeminli kapakların çevrim içi ortamlarda, özellikle de satış sitelerinin beyaz zemininde, gözün kitabı zeminden ayırmasını zorlaştırdığı ileri sürülüyor.

bookcover011Bu yazı aklıma birkaç yıl önce izlediğim bir dijital pazarlama dersi videosunu getirdi. Videonun bir yerinde Steve Jobs’un Walter Isaacson tarafından yazılan biyografisinin kapağı inceleniyordu. Hayal meyal hatırladığım konuşmadan aklımda kalan, kapakta silme kullanılan siyah beyaz Steve Jobs fotoğrafının üstündeki küçük koyu harflerle yazılmış ismiyle birlikte bilgisayar ekranında bile ne kadar dikkat çektiğiydi. Videoda artık tasarımcıların çalışmalarını hazırlarken dijital ortamdaki okunurluklarını da göz önüne almak zorunda oldukları belirtiliyordu. Sözü edilen kitap kapağı siyah beyaz da olsa, seçilen görsel ve görselin kullanımı bu kapağı bilgisayar ekranında birlikte görüntülendiği diğer kapaklardan bir bakışta ayırıyordu.

Hemen bizden birkaç kitabevi ve internet üzerinden kitap satışı yapan siteye göz attım. İdefix dışındakilerin açılış sayfalarında sarı renkli kapak ağırlığını görmedim. İdefix’in sayfasında da tümü sarı zeminli kitap kapağı 2 taneydi. Ama çerçeve ve isim yazısını da dahil edersek 12 kitabın 5’inde sarı renk kullanılmış. Hızımı alamayıp oturduğum yerin yakınındaki bir kitabevi zincirini de ziyaret ettim. (Tamam biliyorum yazının konusu sanal alem, ama benimki de merak işte!)

book_cover022Gerçek raflarda da herhangi bir sarı kapak baskınlığı yok! Özellikle yerli yazarların kitapları her renkten çalıyor. Belki bir tek Nejat İşler’in siyah beyaz fotoğraf üzerine sarı büyük puntolarla “Gerçek Hesap Bu!” yazan kitabı istisna olabilir şu an için.

Bir araştırma sonucu ve ardından gelen viral reklam

Uluslararası seyahat markası Momondo, bu yıl Nisan ayında sitesinde bir araştırma yayınladı. Araştırmada seyahat, birbirine güven ve açık fikirlilik arasındaki ilişkiye bakılmış. Sonucunda güvenli bölgemizin dışına çıkarak yeni şeyler denemenin, farklı kültürleri tanımanın insanları daha açık fikirli yaptığı ve bununla yeryüzündeki dar görüşlülüğün ve önyargıların önüne geçilebileceği öne sürülmüş. Katılımcıların %60’tan fazlası eğer daha fazla seyahat edersek dünyada daha az önyargı ve daha az tahammülsüzlük olacağına inandıklarını belirtmiş. Katılımcıların yarısı eğer insanlar daha çok seyahat ederse, dünyada barış ihtimalinin artacağını söylemiş. Türkiye’den araştırmaya katılanların bu olumlu fikirleri en çok destekleyenler olduğunu da ekleyelim.

Gelelim araştırmanın sonrasına…

Hafta başından beri sosyal ağlarda sıkça paylaşılan aynı markaya ait bir video var. 23 dilde altyazıyla yayınlanmış bu videonun ana fikri; hepimiz kardeşiz ve bunu uydurmuyoruz,  DNA’larımız yani bilim söylüyor. Videonun farklı linklerinde izlenme sayısı 3 milyonu geçti. Reklamla ilgili yorumlarda gözüme çarpan iki nokta var: Birincisi, izleyicilerin bir kısmı, yazılmış senaryoyu kötü bir şekilde oynayan aktörlerin reklamı, diye eleştiriyor. Bunu önemli bir eleştiri olarak görüyorum. Gerçi reklamda “bu reklamda gerçek kişiler kullanılmıştır” gibi bir ibare yok. Ama, demek ki izleyicilerde bu reklamın gerçek kişilerle çekilmiş gibi gösterilmeye çalışılan, “sahte duygular” içeren bir reklam olduğu hissi oluşmuş. Hatta bazı izleyicilerin “kötü oynanmış bir propaganda filmi” türü yorumlarına dahi denk geldim. Elbette kimse bir reklamın yeryüzünde var olan yüzlerce yıllık önyargıları bir çırpıda kırmasını beklemiyor.

İkincisi, yalnızca videonun izlenme ve beğenilme sayısının ötesinde markanın ne elde ettiği veya edeceğini merak ediyorum. Lütfen “marka bilinirliği” demeyin. Eğer bu hafta azıcık sosyal medyada dolandıysanız aynı videonun farklı dillerde birbirinden ilgisiz alt metinler eşliğinde dolaştığını da görmüş olmalısınız. Ben Türkçe, Rusça, İngilizce ve Fransızca olanlarına denk geldim. “Reklamın ana fikri üzerinden varlığımızı sorgulamalıyız” yönündeki metinlerin dışında Türkçede denk geldiğim bir ifade dikkatimi çekti: “DNA’larına Göre Irk Testi Yapılan İnsanların Sonuçlara Verdiği Aşırı Tepkiler”.

Peki bunu okuyan reklamcı ne yapmalı? Reklamı anlamamışsın aga, diye kızmalı mı? (Reklamcıların takip ettiği uluslararası sitelerdeki ilk yorumlar reklamın camiadan olumlu geri bildirim aldığını gösteriyor.) Yoksa ne olacak bu insanlığın hali, diye hayıflanmalı mı? Konu ile ilgili kişisel görüşümüz ne olursa olsun, reklam olarak müşteri (ve olası müşteriye) ne sunduğunu incelememiz, yorumlamamız iyi olacak. Ayrıca “Gelin DNA’nızı inceleyelim” kampanyasının markanın web sitesinde birkaç ay daha açık kalacağını gördükten sonra, acaba ne gibi “ara gazı” verecekler ve kampanyayı nasıl kapatacaklar, göreceğiz. Bir de ben Cannes’da Aslan alacak mı, onu merak ediyorum!

Bir ürün olarak seyahat

Tatil veya seyahat bir ürün değil, hizmet aslında. Hem tatil hem de seyahat, müşterisine “turist” veya yeni tabirle “konuk” denen, elle tutulur bir ürünü olmayan, verim odaklı turizm sektörünün bir parçası. “Konuk deneyimi”ni bir bütün olarak değerlendiren sektör, kişiye, mevsime, zamana göre değişken bir yapı sergiliyor. Örneğin bir önceki sezon hiç hesapta olmayan siyasi ve coğrafi gelişmelere karşı (tıpkı bu yıl ülkemizdeki yabancı ziyaretçi sayısındaki düşüşten de gördüğümüz gibi) oldukça hassas.

Gelelim olası müşterilerin nasıl karar verdiğine:

Yakın zamanda yapılan uluslararası bir araştırmaya göre; kadınlar ailenin seyahat planlayıcıları ve bu konuda ince eleyip sık dokuyorlar. Erkekler tatil planı yaparken arkadaş ve aile çevresinin önerilerini dikkate alıyorlar. Ayrıca reklamlardan da en çok etkilenenler erkekler. Yaş gruplarına göre bakarsak 18-22 yaş arası bu reklamlara pek aldırmıyor, ama film ve dizilerde gördüklerinden etkileniyor. 55 yaş üstü ise karar verirken acentelere danışmayı seçiyor. Televizyon, dergi, gazete gibi geleneksel medya araçlarının yanısıra yeni medya araçlarını da yoğun olarak kullanıyor turizm sektörü. Sosyal ağlarda gezinirken, haber sitelerinde haber okurken, e-posta adresinizi kontrol ederken karşınıza gelen “tavsiyeler”den önümüzdeki birkaç ay kaçış yok.

Konuyu bizden bazı istatistik verileriyle kapatalım.

TÜİK’in Hanehalkı Yurtiçi Turizm, IV.Çeyrek: Ekim-Aralık ve Yıllık 2015 Raporu’na göre seyahate en çok çıkan yaş aralığı 25-44. İkinci sırada ise 0-14 yaş grubu geliyor. En çok” yakınlarımızı ziyaret” için seyahate çıkıyoruz. İkinci sırada “gezi, eğlence, tatil”, üçüncü sırada ise “sağlık” amacıyla seyahat göze çarpıyor. Seyahat sırasında en çok nelere para harcadığımıza gelince: sırasıyla “yeme ve içme”, “ulaştırma”, “konaklama” ve “giyecek ve hediyelik eşya”. Önümüz yaz, ayrıca bayram da var. Acaba Ağustos 2016’da yayımlanacak yeni rapordaki verilerde neler değişecek?

Bu girişi yazarken cep telefonuma gelen “Alanya’da 4 gece 5 gün tatil fırsatı” da konuyu pek manidar kıldı hani!