2017’nin Rengi

Her yıl olduğu gibi 2016 yılının son aylarında dünyanın renkten sorumlu tekeli Pantone, bir sonraki yılın rengini açıkladı: Yeşil. Hatta tam adıyla PANTONE 15-0343 Greenery. Seçilen bu yeşili tanımlamak için sarı tonunun baskın olduğu, yaprak yeşili veya açık yeşil diyebiliriz.

2016 yılının renkleri olarak seçilen dinginlik ve huzur ifadesi açık tonlarda, lila diyebileceğimiz bir mor tonu ve pembe kuvartz olarak adlandırılan pudra tonundaki pembe renkten sonra yine çok bağırmayan, baskın durmayan bir renk seçilmiş. Firma, dünyadaki karmaşa ve yaşanan sorunlara karşı biraz huzur ve sükunet önerisi getirmek istediklerini belirtiyor.

Yeni başlangıçları, baharın ilk günler2017rengiini sembolize eden bu yeşil tonu canlılık, yenilenme, yeniden yaşam gibi olumlu anlamlar taşıyor.  Çevrecilik ve doğa ile özdeşleştirilen yeşil, aslında teknoloji ve innovasyon kavramlarıyla da yakından ilişkili. Birçok akıllı telefon uygulamasının sembollerinde ve yeni nesil teknoloji firmalarının logolarında bu etkiyi görmek mümkün.

Pantone’nin bu alandaki gücü nereden geliyor?

Geçmişinden geliyor demek yetmez, ama sektöre iyi bir başlangıç yapmış denebilir. 1956’da kurulan, 1960’larda grafik tasarım ve baskı sektöründeki renk kullanımına bir dilbirliği getirmeyi hedefleyen New Jerseyli firma Pantone, 2000’li yıllarda dünya çapında bir tekele dönüştü.

Renk eşleme konusunda firmada çalışmaya başlayan, 1962’de ise firmayı satın alan Lawrence Herbert tasarım ve baskı sektöründen değildi. Kimya ve biyoloji üzerine eğitim almıştı. Eğitimini bu alanda doğru bir şekilde kullandığını söylemek sanırım yanlış olmaz. 1963 yılında 10-12 renkten oluşan renk kataloğu yayımladı. Bu katalogla baskı sürecinde karşılaşılan renk hatalarının (koyu/açık, sıcak/soğuk tonların basımıyla kırmızı ağırlıklı mor veya mavi ağırlıklı mor renk gibi baskıda sorun çıkaran renkler gibi) önüne geçmeyi istedi. Sayısal bir sistem getirilerek dünyanın her yerinde aynı rengin basılabilmesi amaçladı.

Doğru renkle basmak neden önemli?

Baskıda rengin tutmaması mali açıdan öngörülemeyen birçok soruna neden olur. Ürünün sahibi firmanın, tasarım ajansının ve matbaanın ortak bir renkte, tüm baskılarda aynı sonucu alamamalarının trajik sonuçlarına bir örnek yıllar önce Kodak firmasının başına gelmişti. Fotoğraf makinesi için film satın almak isteyenler müşteriler, raflardaki Kodak film kutularının birbirinden farklı sarı tonlarında basıldığını gördüklerinde, koyu sarı tonlarında basılmış kutulardaki filmlerin “bayat” olduğunu düşünmüş, parlak ve açık tonlardaki kutuların “taze” olduğuna inanarak bu tonlarda basılan kutuları almayı tercih etmişler. Neyseki Kodak, Pantone ile işbirliğine gitmiş de film kutularının hepsinin aynı tonda sarıyla basılmasıyla renk sorununu çözerek raflardaki tüm filmleri satmayı başarmış.

Pantone, renk için kurulan ilk firma değil, ancak en çok tanınanı demek yanlış olmaz. Tabii ki farklı ülkelerin baskı dünyasında farklı renk standartları kullanılabiliyor. Bu standardı yakalamada RAL, Munsell, Toyo, ANPA gibi başka firmalar olsa da hiçbiri bu firma kadar uluslararası tanınırlık yakalamadı. Neden mi? Çünkü günümüzde sadece tasarımcılara ve matbaacılara yönelik renk kılavuzu hazırlamak yerine, yılın rengi, “Pantone” kupaları, dudak parlatıcıları gibi ürünleri ile profesyoneller dışındakilere de hizmet veriyor.

BANANA! (Çevirisi: İşte benim rengim)

BANANA!
(Çevirisi: İşte benim rengim)

Örneğin, film endüstrisiyle ortaklık kuruyor ve karşımıza “Minyon sarısı” çıkıyor. Sephora ile ortaklık yapıyor ve ten renkleri için bir skala geliştiriyor. Böylece ten renginize uygun pudranızı rahatça seçebileceğinizi savunuyor. Tabii kataloglarına 1990 yılından itibaren ekran renklerini tanımlamakta kullanılan RGB ve html kodlarını da eklemeyi unutmuyor.

Peki neden her yıl bir renk seçiliyor?

“Tüm renkler” anlamında “pan” ve “tone” kelimelerinin bileşimiyle ismini oluşturan Pantone, kendine yeni pazarlar yaratarak, bu sayede markasını güçlendiriyor ve para kazanıyor diyebiliriz. Alanında etkili firmaların yaptıkları da bu değil midir zaten? Sektöre yön verirler. Yolu onlar açar, diğerleri peşinden gider. İşte burada da olan bu!

Firmanın uzmanları dünyanın dört bir yanını gezerek yeni akımları yakından görmek ve bir sonraki moda rengi belirlemek için önce ipuçları topluyorlar. Ardından bu bilgileri -rivayete göre- yılda 2 kez bir Avrupa başkentinde düzenlenen gizli toplantılarda değerlendiriliyorlar. 2 gün süren toplantılar sonunda da bir sonraki yılın rengini belirliyorlar. Sonra toplantı sonuçlarını 750 dolarlık bir çalışmada yayımlayarak satışa sunuyorlar.

Mercedes alacak olsam bu rengi alır mıydım acaba?

Mercedes alacak olsam bu rengi alır mıydım acaba?

Bu çalışmayı moda tasarımcılarından çiçekçilere, mobilya tasarımcılarından aksesuarcılara kadar geniş bir kitlenin takip ettiği söyleniyor. Çünkü eğer o yıl için belirlenen rengin dışında bir renk çalışırlarsa, özellikle de moda endüstrisinde, bu o markalara oldukça pahalıya patlayabilir.  Tüketiciler için “demode”, rakipler içinse öngörü yoksunu, sektörün gereklerinden uzak kalmış, zayıf markalar olurlar.

2017’nin rengine geri dönersek…

2000 yılından beri açıklanan “Yılın Rengi” için 2017 yılında geniş bir ton aralığı belirlenmiş. Nasıl doğada tek bir yaprak yeşili yoksa, bu seçilen rengin de tek bir tonu yok. Dolayısıyla 2017 yılında giyimden ayakkabıya, aksesuardan ev eşyasına kadar birçok yerden bu yeşille karşılaşacağız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s