Barbie, Daima!

Bi’doz ekslibris sayfamda sektöre dair, okuduğum  kitapların bir listesini tutmaya çalışıyorum. Bu sırada listedeki bazı kitaplardan -özellikle de henüz dilimize çevrilmemiş olanlardan- ayrıntılı olarak söz etmem gerektiğini düşünüyorum. Listemin “Marka ve Pazarlama” başlığı altında yer alan bu kitaplardan biri Barbie bebekler hakkında: Forever Barbie: The Unauthorized Biography of a Real Doll, M. G. Lord, Walker Publishing Company, Inc., 2004.

Forever Barbie kitap kapağı

Forever Barbie: The Unauthorized Biography of a Real Doll, M. G. Lord, Walker Publishing Company, Inc., 2004.

8-12 yaş grubuna yönelik bir oyuncak olan Barbie’nin sevenleri kadar sevmeyeni de çoktur. Bu yaşlarda Barbie’yle oynamış 1960 ve 1970 doğumlu ebeveynler, değer verdikleri bu oyuncağı 3 yaşındaki çocuklarına oynasın diye alınca, dünyanın bu en ünlü kadını eleştiri yağmuruna tutulmuştur. Oysa 1820’ye kadar çocukların oynaması için üretilen tüm oyuncak bebekler birer yetişkin olarak tasarlanıyordu. Hatta çocuklar bile küçük birer yetişkin gibi giydiriliyordu.

Bu kitap, 2000’li yıllardan itibaren Disney prensesleri yüzünden kız çocukları üzerindeki etkisini yitiren, ekonomik krize hatta kişilik bunalımına giren Barbie markasının gayriresmî hayat hikâyesini anlatıyor. 1945 yılında kurulan Mattel şirketinin 1959 yılında New York Oyuncak Fuarı’nda Barbie’yi tanıtımından bu yüzyılın başına kadar olan sevgi ve nefret, kâr ve zarar öyküsünü okuyoruz.

Aynı zamanda Mattell’in kurucu ortaklarından Elliot Handler’ın eşi olan Ruth Handler’in fikri ve ikna çabası sayesinde şirket, çocuklar için bir yetişkin bebek üretmeyi kabul etmiştir. Charlotte Johnson ise Barbie’nin kıyafetlerini tasarlayan ilk tasarımcıdır. Yani bu başarılı kadının arkasında yine kadınlar vardır.

Kadının toplumdaki rolünün değişimi, kadın haklarının etkisi, feminizm hareketiyle birlikte Barbie’nin yansıttıkları da değişmiş midir? Sandığımızın aksine iki iş kadını tarafından piyasaya sürülen ilk Barbie bebekler de yaratıcıları gibi iş güç sahibi birer genç kadındı: Kabin görevlisi, hemşire veya model olarak çalışıyorlardı.

Dünya Tasarım Başkenti 2020: Lille (Fransa)

1957 yılında International Council of Societies of Industrial Design (Icsid) adıyla kurulan World Design Organization (WDO), endüstri ürünleri tasarımı mesleğini tanıtım amaçlı uluslararası bir sivil toplum kuruluşu. World Design Capital® (Dünya Tasarım Başkenti) ise WDO tarafından geliştirilen bir programın adı.

WDO, “Dünya Tasarım Başkenti” olarak adlandırdığı kentleri 2008 yılından beri seçiyor.  Tasarım, şehir planlama, sosyal ve ekonomik gelişim konularında kent sakinlerini ve çevreyi gözeten planlar geliştirip uygulamaya koyan kentler program başvurusunda öne çıkıyorlar.

Seçilen kent, yıl boyunca süren etkinliklerle yaşam kalitesini iyileştirmeye yönelik, sürdürülebilir tasarım anlayışıyla oluşturduğu kentleşme politikasını ve yenileşme hareketini tanıtmakla yükümlü. Uluslararası Tasarım Galası, Uluslararası Tasarım Evi Sergisi, Uluslararası Tasarım Politikaları Konferansı, eski katılımcılarla iletişim etkinlikleri, Uluslararası Tasarım Haftası Forum’u tanıtım yapılacak etkinlik listesinde yer alıyor.

2018 yılı için Mexico City seçilmişti, 14 Ekim’de yapılan açıklamayla Lille, rakibi Sydney’i geçerek bu programın yeni uygulayıcısı olarak belirlendi.

Google Pixel 2 ve iPhone’un pazarlama sorunları

Duyumlara göre Google Pixel 2 akıllı telefonun lansmanı 4 Ekim’de, yani yarın yapılacak. Telefonun 19 Ekim’de piyasaya sürüleceği de bir diğer rivayet. Geçtiğimiz günlerde Pixel 2’nin görüntüleri basına sızdı veya sızdırıldı. Teknoloji seven kitlenin bile bu telefonu “şık” bulmadığını (açık konuşalım çirkin olduğunu kabul ediyorlar) biliyoruz. Ancak tüm şıklığına rağmen Apple’ın lansman ürünlerinden yeterince tatmin ol(a)mayanların bu yeni telefonu merakla beklediği bir gerçek.

Geçtiğimiz iki haftadan beri Steve Jobs Theater’dan yapılan yeni ürün tanıtımlarının ardından pazarlama dâhisi Apple’a ne olduğu tartışılıyor. Dünyadaki haber bültenlerinde iPhone 8’lerini alabilmek için bir gece önceden mağaza önüne kamp kuran kalabalıkları göremedik. New York 5. Cadde gibi merkezdeki birkaç büyük mağazanın önündeki mutluluk anlarını saymazsak, ortasında kurumuş çalı yuvarlanan Western kasabasından hallice karelerle karşılaştık. Üstelik Apple’ın hisseleri borsada değer kaybetti.

Neden? Acaba akıllı telefona doyduk mu? Alım gücümüz mü düştü? Yoksa basit bir pazarlama yanlışının mı kurbanıydık?

Pazarlan(a)mama

Şu an için ileri sürülen görüşlerden biri iPhone X’un (iPhone Ten veya bize göre iPhone On olarak okunuyor), iPhone 8’in önünü kestiği. 7 numaralı telefonla 8 numaralı arasındaki 9 farkı bulamayan tüketici “İyi oldu 8 çıktı, 7’in fiyatı düştü” diyor olabilir mi? Statslice‘a göre iPhone 8, ilk beş günkü satış rakamlarına bakıldığında şimdiye kadar serinin en az talep gören modeli. (Beş günde en yüksek satış rakamını yakalayan model ise iPhone 6 olmuş.)

Yenilikleri erken benimseyen (early adopters) bir kitlenin çok sevdiği oyuncağın en yeni versiyonunu almak için biraz daha dişini sıkmayı göze aldığı da düşünülüyor -her ne kadar bu iki telefon arasında fiyat farkı fazlaysa da. Premium telefon modellerindeki fiyatı 700 dolardan 1000 dolara çıkaran iPhone X ne kadar satılacak? Yoksa Apple açgözlülük edip Noel zamanı hediye alma furyasından nemalanmak istediği için mi X’un duyurusunu erken yaptı? Ön siparişi alınan modelin üretilip gönderilmesinin ancak 2018 başını bulacağı düşünüldüğünde bu da mümkün.

Çoğu parçası Samsung tarafından üretilen iPhone X’un üretimi, Apple’ın istediği miktarda yapılabilir mi? Bu kadar siparişi Samsung yetiştirebilir mi? Bir diğer tekno-dedikodu zaten X’un bazı parçalarının üretiminin bu yıl sonuna yetişemeyeceği yönünde. Şimdi teknik bir yetersizliği “sınırlı üretim” kılıfına sokarak, ürünü “az ve özel” olarak pazarlamaya kalkmasınlar? Apple bu, belli olmaz!

Son zamanlarda Çinli telefon markalarının (bakınız Huawei ve Xiaomi) kendi ülkelerinde yüksek satışa eriştiğini gören Apple, acaba iPhone X ile Çin pazarına mı ulaşmak istiyor? Ne de olsa iPhone “premium” bir marka ve Çin’in lüks tüketim ve moda ürünlerine para harcamaktan çekinmeyen bir zengin ağı var.

Moda demişken, Apple’ın kendini bir moda ve statü şirketi olarak tanımladığını pas geçmeyelim! Zaten teknoloji  kurdu olan kimseler bundan şikâyetçi. Onlar Apple’ı bir teknoloji markası olarak görmek istiyorlar. Göremedikleri için de Android işletim sistemli akıllı telefon, vs. teknoloji ürünlerine yöneliyorlar.

Zaten Apple da yeni iPhone’larla önceliği kendisine göbekten bağlı kullanıcı/müritlerine vererek, Android severlerin aklını çelmekle uğraşmıyor. Hani pazarlamada söylenir ya: Yeni müşteri elde etmeye çalışmak daha masraflı, zaman alan ve zor bir iştir. O yüzden elindeki müşteriyi tutmasını bileceksin! Belki de bunu uygulamak daha kolay, kim bilir?

Yalnız tarih tekerrür de edebilir. Nasıl mı? Steve Jobs işten önce atılıp sonra şirketi kurtarmak için geri çağrıldığında piyasada Mac’e ait bir sürü bilgisayar modeli vardı. Jobs’un yaptığı ilk iş model sayısını azaltarak kullanıcıların kafasının karışmasının önüne geçmek olmuştu. Şimdi de piyasada iPhone’un farklı fiyatlarda bir sürü modeli var ve yine kafamız karışabilir.