E-ticarette Yalnızlar Günü (Singles Day) Etkisi!

Özel günlerin pazarlamaya etkisinden, tüketim toplumunu nasıl yönlendirdiğinden, ticareti canlandırmak için nasıl türlü şekillere büründüğünden, getirilerinden ve götürülerinden zaman zaman söz ediyorum. Kasım ayı, ülkemizdeki özel gün harcamaları açısından kısır bir ay sayılır. 24 Kasım’daki Öğretmenler Günü dışında bir harcama yapıldığı pek görülmüyor. Eskiden onda da en fazla bir çiçek alırdık. Ancak duyduğuma göre şimdiki öğretmenlerin bir kısmı (hepsi değil elbette!) aksesuar, giysi türü hediyelere hayır demiyorlarmış. Galiba böyle bir günü de harcama yapmak için bahane haline getirmeyi başarmışız.

Başka ülkelere baktığımızdaysa Kasım ayının oldukça hareketli geçtiğini görüyoruz. Örneğin, şu anda Çin dışında çok bilinmeyen, hatta kutlanmayan Yalnızlar Günü veya Bekârlar Günü olarak çevirebileceğimiz Singles Day satış rekorlarının kırıldığı bir gün. 11/11 yani kasım ayının 11. günü kutlanan bu özel gün kıta Çin’indeki gençler arasında bir sosyalleşme ve eğlence günü olmuş. 11. ayın 11. günün seçilme nedeni ise 1 rakamının tek başına olanları ve yalnız olan bu insanların bir araya gelişini sembolize etmesi. 90’lı yıllarda bir üniversite etkinliği olarak başlamış. Üniversiteden mezun olanlar iş hayatında da bunu gelenekselleştirmeye ve akıma dönüştürmeyi başarmışlar. Bekârların, tek başına olanların bir araya gelip eğlendiği bu günün amacı bekârlığa övgü gibi gözükse de aslında kendine bir sevgili/eş bulmak.

Alibaba.com e-ticaret platformu bu yıl Yalnızlar Günü’nü en kârlı kapatan olmuş. Kampanya gününün ilk 2 dakikasında platform üzerinden 1 milyar ürün satılmış. 30 dakikada ise bu miktar 7 milyar ürüne ulaşmış. Bu güne yönelik satış etkinliğine katılan firmaların 40.000 Çin dışından firmalar olmuş. Alibaba’da bu güne ait satış rakamı 25 milyar dolar olarak açıklanmış.

Alibaba’nın en yakın rakibi olan bir başka Çin menşeili site JD.com ise rakibi kadar büyük satış rakamlarına ulaşmamış. Yine de 1-12 Kasım arasında bu siteden yapılan satışların 19 milyar doları bulduğu belirtilmiş.

Bu iki e-ticaret platform arasında içerik ve işletim açısından bazı önemli farklılıklar var. Alibaba’nın özelliği firmalar arası (Business to Business-B2B), firmadan tüketiciye (Business to Consumer-B2C) satış imkânı sağlayan bir nevi pazar yeri görüntüsü çiziyor. Ayrıca bulut sistemi, çevrim içi ödeme sistemi gibi alanlarda da faaliyet gösteriyor. JD.com ise, ilk kurulduğunda Alibaba’nın yöneticileri tarafından kendi platformları altında faaliyet gösterilmesi istenen bir firma. Yani daha kuruluş aşamasında kendilerine rakip olabileceği düşünülerek hâkimiyet altına alınmaya çalışılmış. Ancak JD.com’un kurucuları bunu istememiş. Şu anda doğrudan satışta Çin’in en büyük e-ticaret firması ve yapı olarak dikey pazarlama yöntemini kullanıyor. Bir nevi Çin’in Amazon.com’u denilebilir.

Önümüzdeki yıllarda satışların daha da artacağını öngörmek pek de zor değil. Çünkü 2020 yılında Çin’deki bekâr erkek sayısının 35 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Aynı yıl Çin e-ticaret pazarının ise ABD, Japonya, Almanya, İngiltere ve Fransa’nın toplamından daha büyük olacağı öngörülüyor.

Gelelim diğer ülkelerdeki yoğun harcama yapılan günlere… Kasım ayının 11’i kadar olmasa da yoğun alışveriş yapılan iki günden söz etmek lazım. Bunlardan ilki Kara Cuma (Black Friday).

Hani o Hollywood filmlerinde insanların akşamdan sabaha uzuuuun kuyruklar oluşturduğu ve mağaza kapıları açılır açılmaz birbirlerini ezerek içeri akın ettiği gün. ABD’de kasım ayının 4. perşembesi Şükran Günü, ertesi günü ise Kara Cuma’dır. 1952 yılından beri yapılan bu gün, Noel öncesi alışveriş çılgınlığının da başlangıcıdır. Sınır komşusu Kanada’yı da etkilemiştir. Ayrıca Hindistan’dan Belçika’ya kadar birçok ülkede de aynı adla benzer uygulamalar görülmektedir. Ancak hepsinin aynı tarihe denk gelmez. Bizde de geçtiğimiz yıllarda bazı mağazalarda bu etkinlik yapılmıştır. Hatta hatırlarsanız uluslararası bir lüks tüketim markasının kapıları açmasıyla meşhurlarımız bir çanta için saç saça baş başa kavgaya tutuşarak ana haber bültenlerine konu olmuşlardır.

İkinci günümüz bu kadar gürültülü geçmese de 2005 yılında e-ticaret üzerine çalışan pazarlamacılar tarafından hizmetimize sunulmuş bir gün olan Siber Pazartesi (Cyber Monday).

Şükran Günü hafta sonu iş yoğunluğundan dolayı alışveriş yapamayanların, bu günün ardından gelen pazartesi günü internetten ucuza alışveriş yapmasına olanak tanır (!) Büyük perakendecilerle başa çıkamayan küçük firmaların da katıldığı bu etkinlik, isminden de anlaşılacağı üzere çevrim içine özel bir uygulamadır.

Yapılan araştırmalarda Kara Cuma’da teknolojik ürünlere ilginin yoğun olduğunu, siber Pazartesi’de giysi, aksesuar türevlerinde daha çok satış yapıldığı görülmüştür. Siber Pazartesi, dünya genelinde çevrim içi perakende satışlarda kullanılan bir terime dönüşmüştür. Yine de 2016 yılında yapılan harcamalara bakıldığında Yalnızlar Günü’ndeki harcamaya hiçbiri henüz ulaşamamıştır.

Barbie, Daima!

Bi’doz ekslibris sayfamda sektöre dair, okuduğum  kitapların bir listesini tutmaya çalışıyorum. Bu sırada listedeki bazı kitaplardan -özellikle de henüz dilimize çevrilmemiş olanlardan- ayrıntılı olarak söz etmem gerektiğini düşünüyorum. Listemin “Marka ve Pazarlama” başlığı altında yer alan bu kitaplardan biri Barbie bebekler hakkında: Forever Barbie: The Unauthorized Biography of a Real Doll, M. G. Lord, Walker Publishing Company, Inc., 2004.

Forever Barbie kitap kapağı

Forever Barbie: The Unauthorized Biography of a Real Doll, M. G. Lord, Walker Publishing Company, Inc., 2004.

8-12 yaş grubuna yönelik bir oyuncak olan Barbie’nin sevenleri kadar sevmeyeni de çoktur. Bu yaşlarda Barbie’yle oynamış 1960 ve 1970 doğumlu ebeveynler, değer verdikleri bu oyuncağı 3 yaşındaki çocuklarına oynasın diye alınca, dünyanın bu en ünlü kadını eleştiri yağmuruna tutulmuştur. Oysa 1820’ye kadar çocukların oynaması için üretilen tüm oyuncak bebekler birer yetişkin olarak tasarlanıyordu. Hatta çocuklar bile küçük birer yetişkin gibi giydiriliyordu.

Bu kitap, 2000’li yıllardan itibaren Disney prensesleri yüzünden kız çocukları üzerindeki etkisini yitiren, ekonomik krize hatta kişilik bunalımına giren Barbie markasının gayriresmî hayat hikâyesini anlatıyor. 1945 yılında kurulan Mattel şirketinin 1959 yılında New York Oyuncak Fuarı’nda Barbie’yi tanıtımından bu yüzyılın başına kadar olan sevgi ve nefret, kâr ve zarar öyküsünü okuyoruz.

Aynı zamanda Mattell’in kurucu ortaklarından Elliot Handler’ın eşi olan Ruth Handler’in fikri ve ikna çabası sayesinde şirket, çocuklar için bir yetişkin bebek üretmeyi kabul etmiştir. Charlotte Johnson ise Barbie’nin kıyafetlerini tasarlayan ilk tasarımcıdır. Yani bu başarılı kadının arkasında yine kadınlar vardır.

Kadının toplumdaki rolünün değişimi, kadın haklarının etkisi, feminizm hareketiyle birlikte Barbie’nin yansıttıkları da değişmiş midir? Sandığımızın aksine iki iş kadını tarafından piyasaya sürülen ilk Barbie bebekler de yaratıcıları gibi iş güç sahibi birer genç kadındı: Kabin görevlisi, hemşire veya model olarak çalışıyorlardı.

Google Pixel 2 ve iPhone’un pazarlama sorunları

Duyumlara göre Google Pixel 2 akıllı telefonun lansmanı 4 Ekim’de, yani yarın yapılacak. Telefonun 19 Ekim’de piyasaya sürüleceği de bir diğer rivayet. Geçtiğimiz günlerde Pixel 2’nin görüntüleri basına sızdı veya sızdırıldı. Teknoloji seven kitlenin bile bu telefonu “şık” bulmadığını (açık konuşalım çirkin olduğunu kabul ediyorlar) biliyoruz. Ancak tüm şıklığına rağmen Apple’ın lansman ürünlerinden yeterince tatmin ol(a)mayanların bu yeni telefonu merakla beklediği bir gerçek.

Geçtiğimiz iki haftadan beri Steve Jobs Theater’dan yapılan yeni ürün tanıtımlarının ardından pazarlama dâhisi Apple’a ne olduğu tartışılıyor. Dünyadaki haber bültenlerinde iPhone 8’lerini alabilmek için bir gece önceden mağaza önüne kamp kuran kalabalıkları göremedik. New York 5. Cadde gibi merkezdeki birkaç büyük mağazanın önündeki mutluluk anlarını saymazsak, ortasında kurumuş çalı yuvarlanan Western kasabasından hallice karelerle karşılaştık. Üstelik Apple’ın hisseleri borsada değer kaybetti.

Neden? Acaba akıllı telefona doyduk mu? Alım gücümüz mü düştü? Yoksa basit bir pazarlama yanlışının mı kurbanıydık?

Pazarlan(a)mama

Şu an için ileri sürülen görüşlerden biri iPhone X’un (iPhone Ten veya bize göre iPhone On olarak okunuyor), iPhone 8’in önünü kestiği. 7 numaralı telefonla 8 numaralı arasındaki 9 farkı bulamayan tüketici “İyi oldu 8 çıktı, 7’in fiyatı düştü” diyor olabilir mi? Statslice‘a göre iPhone 8, ilk beş günkü satış rakamlarına bakıldığında şimdiye kadar serinin en az talep gören modeli. (Beş günde en yüksek satış rakamını yakalayan model ise iPhone 6 olmuş.)

Yenilikleri erken benimseyen (early adopters) bir kitlenin çok sevdiği oyuncağın en yeni versiyonunu almak için biraz daha dişini sıkmayı göze aldığı da düşünülüyor -her ne kadar bu iki telefon arasında fiyat farkı fazlaysa da. Premium telefon modellerindeki fiyatı 700 dolardan 1000 dolara çıkaran iPhone X ne kadar satılacak? Yoksa Apple açgözlülük edip Noel zamanı hediye alma furyasından nemalanmak istediği için mi X’un duyurusunu erken yaptı? Ön siparişi alınan modelin üretilip gönderilmesinin ancak 2018 başını bulacağı düşünüldüğünde bu da mümkün.

Çoğu parçası Samsung tarafından üretilen iPhone X’un üretimi, Apple’ın istediği miktarda yapılabilir mi? Bu kadar siparişi Samsung yetiştirebilir mi? Bir diğer tekno-dedikodu zaten X’un bazı parçalarının üretiminin bu yıl sonuna yetişemeyeceği yönünde. Şimdi teknik bir yetersizliği “sınırlı üretim” kılıfına sokarak, ürünü “az ve özel” olarak pazarlamaya kalkmasınlar? Apple bu, belli olmaz!

Son zamanlarda Çinli telefon markalarının (bakınız Huawei ve Xiaomi) kendi ülkelerinde yüksek satışa eriştiğini gören Apple, acaba iPhone X ile Çin pazarına mı ulaşmak istiyor? Ne de olsa iPhone “premium” bir marka ve Çin’in lüks tüketim ve moda ürünlerine para harcamaktan çekinmeyen bir zengin ağı var.

Moda demişken, Apple’ın kendini bir moda ve statü şirketi olarak tanımladığını pas geçmeyelim! Zaten teknoloji  kurdu olan kimseler bundan şikâyetçi. Onlar Apple’ı bir teknoloji markası olarak görmek istiyorlar. Göremedikleri için de Android işletim sistemli akıllı telefon, vs. teknoloji ürünlerine yöneliyorlar.

Zaten Apple da yeni iPhone’larla önceliği kendisine göbekten bağlı kullanıcı/müritlerine vererek, Android severlerin aklını çelmekle uğraşmıyor. Hani pazarlamada söylenir ya: Yeni müşteri elde etmeye çalışmak daha masraflı, zaman alan ve zor bir iştir. O yüzden elindeki müşteriyi tutmasını bileceksin! Belki de bunu uygulamak daha kolay, kim bilir?

Yalnız tarih tekerrür de edebilir. Nasıl mı? Steve Jobs işten önce atılıp sonra şirketi kurtarmak için geri çağrıldığında piyasada Mac’e ait bir sürü bilgisayar modeli vardı. Jobs’un yaptığı ilk iş model sayısını azaltarak kullanıcıların kafasının karışmasının önüne geçmek olmuştu. Şimdi de piyasada iPhone’un farklı fiyatlarda bir sürü modeli var ve yine kafamız karışabilir. 

Okula yetmez, harca harca bitmez

Tam okullar açıldı diye heyecan yapacağım, okul harcamalarını yazacağım, birden eğitim gündemi “TEOG n’olacak?” konusuna savruldu. Ama inadım inat, yazacağım işte. Buyrun, ülkemizde ne harcanmış? Başka ülkeler ne kadar para savurmuş? Okuyup görelim.

Ülkemizde durum

Türkiye İstatistik Kurumu’nun sayfasından bulabildiğim en yakın istatistikler 2015 yılına ait. Bu istatistiklere bakıldığında bir önceki yıla (yani 2014’e göre) en çok harcama artışı %31 ile okul öncesi ve %24,6 ile ortaöğretim düzeyinde olmuş. Yine 2015 yılında toplam eğitim harcaması $49.551, öğrenci başına ise $2.375. Önceki yıllara ait verilere bakıldığında 2011’den beri hem toplam eğitim harcaması hem de öğrenci başına eğitim harcamasında her yıl artış görülüyor.

2015 yılında bu harcamaların %74,3’ü devlet tarafından finanse edilirken, hane halklarının yaptığı harcama payı ise %18,7 olmuş. En büyük eğitim harcaması hem devlette hem de özelde yüksek öğretime yapılmış.

Peki bu harcamaları neyle yapıyoruz? Elbette kredi kartlarıyla. Böylece kredi kartları, eğitim ve kırtasiye harcamaları için Eylül sonuna kadar kampanyalar oluşturuyorlar -ki daha fazla ve daha rahat harcayalım. Bayram, tatil derken üstüne bir de okul masraflarıyla kartları daha ne kadar şişecek? Onu da hesap kesim tarihinde göreceğiz.

Geçtiğimiz haftalarda Tüm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD) Başkanı Vecdet Şendil’in açıklamalarını okumuşsunuzdur. Şendil, ülkemizde kırtasiye sektörünün yaklaşık 3,5-4 milyar dolar olduğu belirtti ve döviz kurlarının yanı sıra birçok ürüne gelen ilave gümrük vergilerinin de kırtasiye fiyatlarına yansıdığını söyledi.

Uluslararası kuruluşların yakın tarihli yakınlarda yaptıkları araştırmalar da okul harcamalarında ister ilkokul isterse yüksek okul düzeyinde olsun, hiçbir ülkede masraftan kaçınılmadığını gösteriyor. İlk araştırmaya göz atalım:

ABD

Deloitte’in yaptığı “Okula Dönüş Anketi”ne göre ABD’de her çocuk için yaklaşık $501 harcama yapılıyormuş. 2017 yılı için toplamda 27 milyar dolar harcama yapılması öngörülüyormuş. ABD’de -kreşten lise son sınıfa kadar- 29 milyon evde, 53 milyon öğrenci varmış.

Toptancılar ve ucuz fiyatlı perakendeciler okul alışverişi yapılan yer listesinde bu yıl ilk sıraları paylaşmışlar.

Alışveriş yapanların %57’si mağazaya gidip satın almayı seçse de, %21’i çevrimiçi alışveriş yapıyormuş. Mağazadan alışveriş yapanların bile öncesinde internetten araştırma yaptığı belirtiliyor. İnternet alışverişinde akıllı telefonunu kullananların sayısı gittikçe artsa da, bilgisayar üzerinden e-alışveriş yapanların sayısını henüz geçememiş.

En fazla harcama yapılan kategorilerin başında ortalama $104 ile okul gereçleri (%98) gelirken, onu ortalama $284 kıyafet ve aksesuar (%97), $307 bilgisayar ve donanım parçaları (%23) ve $254 elektronik cihazlar (%18) takip ediyor. Yine de kırtasiyeye ve bilgisayar ile donanıma yapılan harcamaların ortalamasında %4’lük bir düşüş görülüyor.

Ayrıca onlarda da bu dönem yapılan alışverişlerin %57’sinde ödeme yöntemi olarak banka kartı kullanılıyormuş.

ABD’de Temmuz-Ağustos aylarında erken alışveriş yapan bir kesim bulunuyormuş. Ayrıca okulların açılmasına ramak kala, daha nereden alışveriş yapacağına karar verememiş olan %22’lik bir grup tüketici de varmış. İşte hem bu erken alışverişçiler, hem de okul alışverişini son ana bırakanlar daha fazla para harcadıkları için satıcılar tarafından çok seviliyor.

Japonya’da ilkokul çocuklarının sırt çantası

Randoseru firma kataloğu

Tsuchiya adlı pahalı ve ünlü bir randoseru firmasının 2016 kataloğu

Erken okul alışveriş denildiğinde Japonlar için ayrı bir yer ayırmak lazım. İlkokula başlayacak torunu için büyükanne ve büyükbabalar bir yıl (rakamla 1 yıl) öncesinden okul çantası alıyorlar. “Randoseru” adı verilen bu çantaların özelliği çantaların ilkokula başlarken alınıp, 6. sınıfa kadar çocuğun aynı çantayı kullanılmasının beklenmesi. Biçimi ve boyutu birbirinin aynı olan bu çantaların kırmızı renktekileri eskiden daha kız çocuklarının, siyah renktekileri ise erkek çocuklarının kullanımı için satılırmış.

Japon okul çantaları fotoğrafı

Bu rengârenk Japon okul çantaları sadece çocuklar için.

Günümüzde renk ve malzeme çeşidi artan bu çantalar uzun süre dayanması için el yapımı ve kaliteli malzemeden üretiliyor. $80-300 arasında fiyata satılanlar daha çok satılırken, özel derilerden üretilen bazı çantaların fiyatı $800-900 buluyor.

Kökeni Hollandaca, 200 yıl önce kullanılan, sırt çantası anlamına gelen “ransel” kelimesinden türemiş “randoseru” çantalar, dışarıdan aldıkları ürünleri bile geleneksel hale büründürerek gündelik yaşamlarına katmayı seven Japonların bir parçası olmuş.

Diğer ülkelerde durum

HSBC’nin, 15 ülkeden 9 bin ailenin ilkokuldan üniversiteye yaptığı harcama incelemesine göre en çok harcamayı $132.161 ile Hong Kong almış. İkinci sırada Birleşik Arap Emirlikleri, üçüncü sırada Singapur yer alırken, Fransa $16.708 ile 15 ülkelik listenin sonuna yerleşmiş. Fransa’nın bu sonunculuğunun nedeni, ülkedeki eğitim sisteminin parasız, devlet destekli modeline dayanıyor olması olabilir. Oysa ABD gibi ülkelerde yüksek öğretim için çocuk daha doğar doğmaz para biriktirilmeye başlanıyor. Dolayısıyla ABD, Tayvan, Çin, Avusturalya, Malezya, Birleşik Krallık, Meksika, Kanada, Hindistan, Endonezya, Mısır bu sıralamada arada kalıyorlar.

Ailelerin çocuklarının eğitimi için yaptığı harcama ortalaması $44.221 olarak belirtilmiş. İngiliz ve Kanadalı ailelerin çocukları için bu ortalamanın altında harcama yaptıkları görülüyor.

Aynı araştırmada bazı ailelerin $200.000 gözden çıkardığı gözlenmiş. Ebeveynlerin %87’si çocuklarının eğitimine maddi destek veriyormuş. Bu oran yüksek okul ve üniversite düzeyinde %85’te kalıyormuş. Raporda ayrıca ailelerin %82’si çocuklarının başarısı için kendilerini feda etmeye hazır olduğunu söylemişler.

Apple iphone 8 etkinliğini canlı yayımlayan blog adresleri

Evet şu anda teknoloji ve tasarım dünyası geri sayım yapıyor. Bakalım Apple bu kez ne yumurtlayacak? Uluslararası teknoloji haber siteleri etkinliğe dair canlı blog yayınına başladılar.

The Verge’den bu etkinliği izlemek isterseniz: http://bit.ly/2jm1QhN

Tech Crunch’tan izlemek isteyenler içinse linkimiz: http://tcrn.ch/2w3tzJY

Etkinliğin düzenlendiği Steve Jobs Theater’ın mimari yapısını da bu arada çekilen fotoğraflardan az çok görebilirsiniz.

Kabul edelim, günümüzde çok az etkinlik teknoloji, kullanıcı arayüzü tasarımı, ürün tasarımı, mimari, sosyal medya ve pazarlama açısından daha başlamadan bu kadar sansasyon yaratabilir. Bekleyip göreceğiz bakalım!

Bebelere balon, babalara brunch

(Bloga çok ara verince Anneler Günü’ndeki harcama alışkanlıkları hakkında yazamadım. Bari Babalar Günü ile karşılaştırarak telafi edeyim.)

Mayıs ayında anneler için, Haziran ayında ise babalar için alışverişe çıkan tüketiciyi bu yıl Haziran ayında bir de bayram harcaması bekliyor. Böyle özel günlerin perakendecilere ilaç gibi geldiğini biliyoruz. Yalnız perakendecilere mi? İnternet üzerinden alışveriş yapmayı seçen öğrenciler ve 24-35 yaş aralığındaki çalışan kesim de çevrim içi satış yapanları ihya ediyor.

Çevrim içi satış sitesi avantajix.com’un verilerine göre özel günlerde hediye alımı için ayrılan bütçe ortalama sevgili için 132TL, anne için 120TL, baba içinse yaklaşık 110 TL. Sevgililer Günü için pahada ağır hediyeler aldığımızı, Anneler Günü için daha çok alışveriş yaptığımızı, Babalar Günü’nü ise üçüncü plana attığımızı söylemek pek de yanlış olmaz. Yine de yıllar geçtikçe bu güne yönelik reklam ve pazarlama çalışmaları anneleri yakalamaya azimle uğraşıyor.

Geçen yıl 942,6 milyon TL harcanan Babalar Günü’ne ait bu yılki kredi kartı kullanım verilerini Bankalararası Kart Merkezi önümüzdeki haftalarda açıklayacaktır. Önceki yıllardaki harcama kalemlerine bakarsak havayolu ve seyahat acentelerinin ön planda olduğunu görüyoruz. Ayrıca iletişime yönelik teknolojik ürünler ve elektronik eşyalar da sıkça alınan hediyeler arasında. Otomobil aksesuarları ve hobi gereçleri ise tüm dünyada babalar için düşünülen hediyelerin önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Kahvaltıya kampanya

Ülkemizde büyük şehirlerde özellikle evli çiftlerin gözdesi olan pazar kahvaltıları sayesinde Anneler ve Babalar Günü’nde ailenin iki tarafı (mümkünse!) bir araya bir araya getiriliyor. İki tarafın da gönlü aynı anda ve aynı şekilde alındığından kimseye hak geçmiyor, kimse de buna itiraz edemiyor. Ancak bu yıl Babalar Günü’nün Ramazan ayına denk gelmesi hediye olarak dışarıda “brunch” yapanların sayısını azaltmış olabilir. Oysa fırsat siteleri bu yılda Babalar Günü için indirimli kahvaltı mekânlarını karşımıza çıkartmıştı. Yine de bu özel gün sayesinde bayram öncesinde perakendecilerin yüzü gülmüşe benziyor.

Tüketici olarak babalar

Toplumsal hafızamızda baba figürü genelde alışverişi sevmeyen veya yalnızca ihtiyaç temelli alışveriş yapan kişi olarak yerleşmiş. Öyle olmasalar da (kılık kıyafet düşkün babalar, ayakkabı almayı seven babalar, eşleri yeni çanta alınca laf eden ancak kravat, saat almadan duramayan babalar) öyle bir tüketici portresi çizmeyi seviyorlar. Dolayısıyla Babalar Günü için hediye olarak gömlek, kravat veya pantolon “o zaten kendine hiç yeni bir şey almaz, bari biz ihtiyacı olanı alalım” düşüncesinden yola çıkılarak alınır.

Babalar, yeni deneyimlere hazır mısınız?

Y kuşağının ev ve araba gibi yatırımlar yerine yeni şeyler deneyimlemeyi sevdiği hep söyleniyor. İşte bu kuşak hediye alacağı zaman da birilerine gezi, tur, tatil, etkinlik hediye etmeyi fazlasıyla seviyor. Y kuşağının babaları da zaman zaman böyle hediyeler alıyor. Yurt içi veya yurt dışı gezisine, tatile gönderilen babalar olduğu gibi, “bungee jumping” veya paraşütle atlama gibi farklı deneyimler de yaşatılan babalar da var.

Pilotluk kursu veya otomobil kullanımında ileri sürüş teknikleri eğitimi de babaların ayaklarını yerden kesen hediyelerden.

Bazı ülkelerde Babalar Günü hediyeleri

Birleşik Krallık: Bu özel gün için Kuzey İrlandalıların İskoçlardan daha çok harcama yaptığı tespit edilmiş. İngiltere’de kendi başına yap (Do It Yourself-DIY) setleri ve bahçe bakım malzemeleri satışı bu dönemde %2 oranında artıyor.

Alınan hediye listesinde ilk sırada kıyafet, ikinci sırada ise hediye çeki ve tıraş losyonu yer alıyor. 2015 yılında yapılan bir ankette “Eğer maddi kısıtlamanız olmasaydı babanıza en çok ne hediye etmek isterdiniz?” sorusuna verilen cevapların %44’ü tatil hediye etmek olmuş. %25 ile ikinci sırayı ev, %23 ile üçüncü sırayı araba almış.

ABD: Bu yılki Babalar Günü için 15,5 milyar dolar gibi rekor düzeyde harcama yapması bekleniyormuş. Bu miktar bir önceki sene yapılan harcamadan 1,2 milyar dolar daha fazla. Yine de beklenen harcama, Amerikalıların bu yılki Anneler Günü için harcadığı 23,6 milyar dolardan çok daha az.

Hediyede ilk iki sırayı bizde tamamen kaybolmuş bir alışkanlık olan tebrik kartları ve özel geziler alırken, onları kıyafet ve hediye çeki izliyor. Amerikalıların hediyelerini büyük mağazalardan ve internet üzerinden almayı seçiyorlar. İndirimli satış yapan mağazaların ve yerel dükkânların ise bu özel günde satışı düşük.

En çok kime hediye alıyoruz?

Hediye alınanların yarısını babalar oluşturuyor -eh nihayetinde Babalar Günü! Ama bu günde kocalara ve tabii ki oğullara da hediye alınıyor. Büyükbaba ve erkek kardeşleri ise pek düşünen yok!

Gülün Adı, Sevgililer Günü’ne Ne Kattı?

İşte yine bir Sevgililer Günü! Merak etmeyin sevgilisi olanlar ve olmayanlar, hediye alanlar ve almayanlar diye okurlarımı ayrıştırmayacağım. Beni ilgilendiren perakendeciler için yılın ilk özel günü oluşu. Aynı zamanda Anneler Günü kadar çok ciro yapabildikleri tek gün. Potansiyel müşterilerinse kırmızı gül, mücevher, çikolata, yemek, konser gibi ürün, kampanya, çekiliş reklamlarına boğulduğu gün.

Sevgililer Günü ile ilgili bazı gerçekler:

  • Dünyada bugünde en fazla ciroyu çiçekçiler yapıyor, Japonya’daysa çikolatacılar. Çünkü Japonya’da bugün ilk kez özel gün olarak bir çikolata firması tarafından Japonya’ya tanıtılmış ve bugünde kadınların erkeklere çikolata alması makbul karşılanıyor.
  • Diğer ülkelerde ise Sevgililer Günü’nde erkekler kadınlara göre en az 2 kat daha fazla para harcıyor.
  • CNN’in bir haberine göre ABD’de insanlar bu günde ortalama 130 dolar harcama yapıyorlar.
  • IdeaSoft‘un 2015 yılında sunduğu çalışmaya göre ülkemizde büyük şehirlerde perakendedeki çeşitlilik Anadolu’nun diğer yerlerinde görülmediğinden buralarda e-ticaret siparişlerinin ön plana çıkıyor. Tespih, yüzük ve parfüm kadınların hediye olarak almayı seçtikleri ürünlerken, iç giyim, kozmetik-kişisel bakım ürünleri ve mücevher-takı da erkeklerin hediye alışverişini oluşturuyor.
  • gittigidiyor.com‘un yaptığı bir çalışmaya göre ülkemizde kozmetik ürünlerinde, aksesuarlarda, bugüne özel üretilmiş eşyalarda yüksek satışa ulaşılıyor. 2016 yılında en çok harcamayı evli erkekler yapmış ve en fazla akşam yemeğine çıkılmış.
  • Ülkemizde bu dönemde 17-20 milyon dal çiçek satıldığı söyleniyor. Çiçekçi satışlarının 5 kat, gül satışlarının da 10 kat arttığı belirtiliyor.
  • İstanbul Çiçekçiler Esnaf Odası Başkanı Sunay Çalışır’ın yaptığı  bir açıklamaya göre  en çok satılan çiçek gül. Gülü,  orkide, kır çiçeği ve lale takip ediyor.

Neden dünyanın her yerinde gül satılıyor?

“Tamamen duygusal” diyeceğim ama değil! Çiçek, günümüzdeki satılan sayısız üründen biri. Belirli çiçeklerin geçmişten gelen simgesel bir dili olduğu da yadsınamaz. 19. yüzyılda Almanya’da yayımlanan bir kitapta çiçeklerin diliyle ilgili uzun uzun açıklamalar yapılıyordu. Bu açıklamada çiçek rengi olarak kırmızı ateş ve tutkuyu simgeliyordu.

Eski duvar resimlerinden minyatürlere hep sanatın içinde sessiz bir öğe olan çiçek, satışı ve yetiştiriciliği tıpkı kıyafet ve aksesuarda olduğu gibi kendine ait bir modanın bir parçası. 1900’lerin başında Avrupa’da mezarlık ve cenaze işlerinde bahçecilik ve çiçekçi dükkânları önemli ticari alanlardı. Bunlara yönelik reklamlar yapılırdı. Şimdi en yoğun reklamları Sevgililer Günü’nde görüyoruz. Bir zamanlar yerelde yetiştirilmiş menekşe hediye edilirken, şimdilerde kırmızı gül veriliyor.

Menekşenin çiçek dilinde masumluk ve sadeliği simgelediği günlerden “tutkulu” güllere dönüşümün nedenlerinden biri tabii ki pazarlama. Çünkü çabuk bozulabilen bu canlı hediyenin uluslararası bir pazarı var. Örneğin ABD’nin gül ihtiyacı Kolombiya ve Ekvador’dan karşılanıyor. 2016 yılının 14 Şubat’ından birkaç gün önce ABD’ye Kolombiya’dan yaklaşık 500 milyon çiçek gelmiş. 3-4 gün süren uluslararası bu yolculuğa en iyi dayanan çiçek ise gül. Soğutuculu uçaklarla önce Miami’ye, oradan da ABD’deki çiçekçilere dağıtılıyor.Sevgililer Günü gibi yoğun sipariş alınan dönemlerde zamanla yarışılıyor. Çiçeğin tam zamanında açması ve yolculuğa çıkması çok önemli. Bazen hava koşullarına bağlı olarak gül geç açabiliyor. O zaman yolculuğuna  geç başlıyor ve soğutuculu uçaklar yerine ticari uçuşlarla ABD’ye gönderilmek zorunda kalıyor. Bazen gümrük görevlileri bagajlarda uyuşturucu araması yaparken kutuları oradan oraya fırlatıyor ve içindeki çiçekler (dolayısıyla o çiçekleri bekleyen çiçekçiler) zarar görüyor. Yani yazın ortasında açan bu çiçeği soğuk Ocak-Şubat aylarında satmanın zorluğu çok.

Avrupa ülkelerinin gül ihtiyacını ise  Etiyopya ve Kenya karşılıyor. Malezya, Zimbabve, Meksika, Hindistan ve Çin’de de bu sektör gelişiyor.

Yerel tercih farklılığı gülde de kendini gösteriyor. Rusya’da tam açılmış güller tercih edilirken, Avrupa’da gül goncası, ABD’de ise ikisinin arasında bir hali satılıyor.

Edebi Güller

Gül üzerinden yapılan bu büyük ticaret onun değerini düşürmüyor. Endişelenmeyin! Gül için bir üründür dedik, ama aynı zamanda edebi de bir ürün. Birkaç ünlü ifadeyi hatırlayalım:

  • Gül dediğimiz şeyin adı başka olsa da gene güzel kokardı.” (“A rose by any other name would smell as sweet.“, William Shakespeare, Romeo and Juliet, Act II Scene II)
  • Bir gül, bir güldür; bir gül, bir güldür; bir gül, bir güldür” (“Rose is a rose is a rose is a rose.“, Gertrude Stein, “Sacred Emily”, Geography and Plays)

Yazımızı Umberto Eco’nun “Gülün Adı” kitabına neden bu adı verdiğini açıklayan cümleyle sonlandıralım:

“Çünkü gül simgesel bir şeydir ve öylesine anlamlarla yüklüdür ki, neredeyse hiçbir anlamı yoktur: gizemlidir gül ve bir gül, güllerin yaşantılarını yaşamıştır; bir gül, bir güldür; bir gül bir güldür; bir gül, bir güldür…” (Gülün Adı, Umberto Eco, Türkçesi: Şadan Karadeniz, Can Yayınları, 1985)