Gezegenimizin Geleceği İçin Poster Tasarla!

İnternette karşıma çıkan bir poster yarışmasını paylaşayım. Para ödülü yok belki, ama sosyal sorumluluk çalışmalarını seven tasarımcıların ilgisini çekebilir. Ucunda poster tasarımının uluslararası sergide yer alması var! Ne yazık ki web sitesi İngilizce. Ama Çince, Fransızca, Lehçe, İspanyolca, Rusça ve tabii İngilizce bilenler için bir  yarışma yönergesi hazırlamışlar. Sağolsunlar;)

Web sitesinde yazdığına göre Paris’teki kâr amacı gütmeyen, bağımsız bir kuruluş 4tomorrow, yaşamımızı yönlendiren cinsiyet eşitliği, eğitim hakkı, ifade özgürlüğü gibi toplumsal konularda 2009 yılından beri grafik tasarım yarışmaları ve sergiler düzenliyor.

Son yarışmalarından biri ise “A Planet for Tomorrow” (Yarın İçin Bir Gezegen) adıyla yapılıyor. Yarışmanın 2 konu başlığı var:
1) Paris Je t’aime!
2015 yılındaki Paris Sözleşmesi’nde dile getirilen dünyanın sıcaklığının 2 derece yükselmesi halinde olabileceklere karşı gezegenimizin sıcaklık artışını 1,5 derecenin altında tutabilmenin amaçlanması üzerine düşündürüyor.

2) Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri
2015 yılında Birleşmiş Milletler tarafından küresel ısınma sorunu ile ilgili olarak belirlenen 17 hedefi içeriyor.

Bu iki başlıktan yola çıkarak ya sürdürülebilir kalkınma hedeflerini içeren ya da kişi ve kurumların bu hedeflere ulaşmasına yardımcı olacak ve gelecekteki gezegenimize katkıda bulunacak bir poster tasarlamak.

Yarışmaya; en fazla 3 posterle, kişi veya grup olarak, telif hakkı sorunu olmayacak görseller kullanılmış çalışmalar ile katılmak mümkün. Son başvuru tarihi: 10 Mayıs 2018.

BraunPrize Uluslararası Tasarım Yarışması

Bizim yaşımız tutmuyor ama yaşı tutan tasarımcılara da mani olmayalım. Braun, uluslararası bir ürün tasarım fikir yarışması düzenliyor.

BraunPrize yarışma posteri

2018 yılı aynı zamanda Braun Prize yarışmasının da 50. yılına denk geliyor

Katılım ücreti alınmayan yarışma tasarım öğrencilerine, tasarım okullarına ve genç tasarımcılara açık. 20 Mart 2018’e kadar 2 veya 3 boyutlu, hatta interaktif çalışmalarla yarışmaya katılabilirsiniz.

Katılan projeler; fikir, tasarım, yenilikçi teknoloji ve çevresel sürdürülebilirlik açısından, “öğrenci” ve “genç yetenek” başlıkları altında değerlendirmeye alınıyor. Öğrenci kategorisinde yarışabilmek için, 18 yaşından büyük olmak ve öğrenciyken yapılan proje çalışmasıyla katılmak gerekiyor. Genç yetenek kategorisinde ise okullarından en fazla 5 yıl önce mezun olmuş tasarımcılar yarışabiliyor.

“Tasarıma Giriş” dersinde Braun markası ve Dieter Rams adının nasıl özdeşleştiğini tasarım öğrencisi olanlar mutlaka hatırlar. Tasarımcı olmayanlara da şöyle anlatalım: 2000’li yıllarda Jonathan Ive ve Steve Jobs işbirliği Apple tasarımlarını nasıl zirveye taşıdıysa, 1950- 1995 yıllar arasında  Dieter Rams de tasarımlarıyla Braun’u taçlandırmıştır. Bu arada Jonathan Ive, Dieter Rams’in tasarım anlayışından etkilendiğini söylemektedir.

Yarışmaya geri dönersek, ayrıntılı bilgi ve başvuru için https://www.braunprize.org sitesini inceleyebilirsiniz.

Dünya Tasarım Başkenti 2020: Lille (Fransa)

1957 yılında International Council of Societies of Industrial Design (Icsid) adıyla kurulan World Design Organization (WDO), endüstri ürünleri tasarımı mesleğini tanıtım amaçlı uluslararası bir sivil toplum kuruluşu. World Design Capital® (Dünya Tasarım Başkenti) ise WDO tarafından geliştirilen bir programın adı.

WDO, “Dünya Tasarım Başkenti” olarak adlandırdığı kentleri 2008 yılından beri seçiyor.  Tasarım, şehir planlama, sosyal ve ekonomik gelişim konularında kent sakinlerini ve çevreyi gözeten planlar geliştirip uygulamaya koyan kentler program başvurusunda öne çıkıyorlar.

Seçilen kent, yıl boyunca süren etkinliklerle yaşam kalitesini iyileştirmeye yönelik, sürdürülebilir tasarım anlayışıyla oluşturduğu kentleşme politikasını ve yenileşme hareketini tanıtmakla yükümlü. Uluslararası Tasarım Galası, Uluslararası Tasarım Evi Sergisi, Uluslararası Tasarım Politikaları Konferansı, eski katılımcılarla iletişim etkinlikleri, Uluslararası Tasarım Haftası Forum’u tanıtım yapılacak etkinlik listesinde yer alıyor.

2018 yılı için Mexico City seçilmişti, 14 Ekim’de yapılan açıklamayla Lille, rakibi Sydney’i geçerek bu programın yeni uygulayıcısı olarak belirlendi.

Apple iphone 8 etkinliğini canlı yayımlayan blog adresleri

Evet şu anda teknoloji ve tasarım dünyası geri sayım yapıyor. Bakalım Apple bu kez ne yumurtlayacak? Uluslararası teknoloji haber siteleri etkinliğe dair canlı blog yayınına başladılar.

The Verge’den bu etkinliği izlemek isterseniz: http://bit.ly/2jm1QhN

Tech Crunch’tan izlemek isteyenler içinse linkimiz: http://tcrn.ch/2w3tzJY

Etkinliğin düzenlendiği Steve Jobs Theater’ın mimari yapısını da bu arada çekilen fotoğraflardan az çok görebilirsiniz.

Kabul edelim, günümüzde çok az etkinlik teknoloji, kullanıcı arayüzü tasarımı, ürün tasarımı, mimari, sosyal medya ve pazarlama açısından daha başlamadan bu kadar sansasyon yaratabilir. Bekleyip göreceğiz bakalım!

Köpekbalığı devriyesi: Dron, insan, bilgisayar yazılımı

Reuters’ın haberine göre eylül ayından itibaren Avusturalya’nın bazı kıyılarında dronlar köpekbalığı devriyesine çıkacak.

köpekbalığının dron ile takip edilmesi çizimi

“Biri köpekbalıklarını gözetliyor!”

Dron tarafından operatörüne iletilen canlı görüntüler köpekbalığı taramaya yönelik bir bilgisayar yazılımında incelenecek. İnsan gözüyle yapılan taramada yüzde 20 ila 30 arasında bir başarı sağlanırken, “dron+insan+bilgisayar programı” işbirliği sayesinde bu oranı yüzde 90‘a çıkarmayı hedefliyorlar. Projenin araştırma görevlilerinden Dr. Nabin Sharma (University of Technology Sydney – School of Software) amaçlarının “insanları işinden etmek olmadığı, onların daha doğru sonuçlar almasını sağlamak olduğu”nu söylüyor.

Dronun üzerinde köpekbalığı tehlikesi algılandığı anda etraftaki yüzücüleri uyarmak amacıyla bir megafon bulunuyor. Ayrıca dronun yüzücülere şişme bir bot ve işaret fişeği de atabilmesi planlanmış. Projenin ticari ayağını oluşturan Little Ripper Group aynı zamanda bir “köpekbalığı kovucu” üzerinde de çalışıyormuş.

Yapay zekâ işimizi elimizden alacak diyenlere duyurulur: Artık farklı iş kolları için alışılmışın dışında ekipler kuruluyor haberiniz olsun!

Havadan dron yağıyor!

Dron camiasında başını alıp giden dronlardan sonra bu yaz yere çakılan dronları duyduk. Dron dünyasının köklü firması DJI, bazı dronlarının havalandıktan bir süre sonra kendini kapatarak düştüğüne yönelik şikâyetler alınca çareyi aygıt yazılımını güncellemekte buldu. Pil yönetim sistemi ve güç kaynağındaki bir problemin Spark model bazı dronlarında bu soruna yol açtığını belirtti. Yine de firma, 1 Eylül’e kadar güncelleme yapılmayan Spark’ların, bu tarihten sonra havalanamayacağını duyurdu.

Haberin tümünü The Verge‘den okuyabilirsiniz.

Endüstri ürünleri tasarımının babası: Raymond Loewy

Endüstri ürünleri tasarımı öğrencilerinin “Tasarım Tarihi” dersinin köşe taşıdır Raymond Loewy. İsmini duymadan mezun olan varsa da tasarımlarını görmeden mezun olan yoktur. (Sanırım? Umarım!)

Okul sıralarına -pardon stüdyosuna demek istemiştim- geri dönmek isteyen tasarımcılara, “Raymond Loewy: Father of Industrial Design” isimli 1979 yapımı 15 dakikalık programı izlemelerini öneririm. İngilizce olan kaydın ne yazık ki herhangi bir dilde altyazısı yok.

Filmde 85 yaşındaki tasarımcıya “İyi tasarım nedir?” diye soruyorlar. Cevabını özetleyelim:

Tasarımcının 1951’de yayımladığı “Never Leave Well Enough Alone” adlı 377 sayfalık bu kitapta hem hayat hikâyesini hem de tasarımla ilgili görüşlerini okuyabilirsiniz.

– İyi tasarımın modası geçmez. Bir Yunan heykelciği gibi klasikleşmiştir.

– İyi tasarım mütevazıdır. Etrafıyla uyum içindedir. Üzerinize gelmez.

– İyi tasarım basittir. Ona baktığınızda sadeliğin güzelliğini görürsünüz.

“Gördüğünüz en iyi tasarım nedir?” sorusuna cevabı ise yumurta! Şekli tam olarak Loewy’nin tasarımlarında gördüğümüz damla biçiminde (streamlining). Üstelik tamamen işlevsel. Çünkü sürtünme kuvvetini en aza indirecek biçime sahip.

2017’nin Rengi

Her yıl olduğu gibi 2016 yılının son aylarında dünyanın renkten sorumlu tekeli Pantone, bir sonraki yılın rengini açıkladı: Yeşil. Hatta tam adıyla PANTONE 15-0343 Greenery. Seçilen bu yeşili tanımlamak için sarı tonunun baskın olduğu, yaprak yeşili veya açık yeşil diyebiliriz.

2016 yılının renkleri olarak seçilen dinginlik ve huzur ifadesi açık tonlarda, lila diyebileceğimiz bir mor tonu ve pembe kuvartz olarak adlandırılan pudra tonundaki pembe renkten sonra yine çok bağırmayan, baskın durmayan bir renk seçilmiş. Firma, dünyadaki karmaşa ve yaşanan sorunlara karşı biraz huzur ve sükunet önerisi getirmek istediklerini belirtiyor.

Yeni başlangıçları, baharın ilk günler2017rengiini sembolize eden bu yeşil tonu canlılık, yenilenme, yeniden yaşam gibi olumlu anlamlar taşıyor.  Çevrecilik ve doğa ile özdeşleştirilen yeşil, aslında teknoloji ve innovasyon kavramlarıyla da yakından ilişkili. Birçok akıllı telefon uygulamasının sembollerinde ve yeni nesil teknoloji firmalarının logolarında bu etkiyi görmek mümkün.

Pantone’nin bu alandaki gücü nereden geliyor?

Geçmişinden geliyor demek yetmez, ama sektöre iyi bir başlangıç yapmış denebilir. 1956’da kurulan, 1960’larda grafik tasarım ve baskı sektöründeki renk kullanımına bir dilbirliği getirmeyi hedefleyen New Jerseyli firma Pantone, 2000’li yıllarda dünya çapında bir tekele dönüştü.

Renk eşleme konusunda firmada çalışmaya başlayan, 1962’de ise firmayı satın alan Lawrence Herbert tasarım ve baskı sektöründen değildi. Kimya ve biyoloji üzerine eğitim almıştı. Eğitimini bu alanda doğru bir şekilde kullandığını söylemek sanırım yanlış olmaz. 1963 yılında 10-12 renkten oluşan renk kataloğu yayımladı. Bu katalogla baskı sürecinde karşılaşılan renk hatalarının (koyu/açık, sıcak/soğuk tonların basımıyla kırmızı ağırlıklı mor veya mavi ağırlıklı mor renk gibi baskıda sorun çıkaran renkler gibi) önüne geçmeyi istedi. Sayısal bir sistem getirilerek dünyanın her yerinde aynı rengin basılabilmesi amaçladı.

Doğru renkle basmak neden önemli?

Baskıda rengin tutmaması mali açıdan öngörülemeyen birçok soruna neden olur. Ürünün sahibi firmanın, tasarım ajansının ve matbaanın ortak bir renkte, tüm baskılarda aynı sonucu alamamalarının trajik sonuçlarına bir örnek yıllar önce Kodak firmasının başına gelmişti. Fotoğraf makinesi için film satın almak isteyenler müşteriler, raflardaki Kodak film kutularının birbirinden farklı sarı tonlarında basıldığını gördüklerinde, koyu sarı tonlarında basılmış kutulardaki filmlerin “bayat” olduğunu düşünmüş, parlak ve açık tonlardaki kutuların “taze” olduğuna inanarak bu tonlarda basılan kutuları almayı tercih etmişler. Neyseki Kodak, Pantone ile işbirliğine gitmiş de film kutularının hepsinin aynı tonda sarıyla basılmasıyla renk sorununu çözerek raflardaki tüm filmleri satmayı başarmış.

Pantone, renk için kurulan ilk firma değil, ancak en çok tanınanı demek yanlış olmaz. Tabii ki farklı ülkelerin baskı dünyasında farklı renk standartları kullanılabiliyor. Bu standardı yakalamada RAL, Munsell, Toyo, ANPA gibi başka firmalar olsa da hiçbiri bu firma kadar uluslararası tanınırlık yakalamadı. Neden mi? Çünkü günümüzde sadece tasarımcılara ve matbaacılara yönelik renk kılavuzu hazırlamak yerine, yılın rengi, “Pantone” kupaları, dudak parlatıcıları gibi ürünleri ile profesyoneller dışındakilere de hizmet veriyor.

BANANA! (Çevirisi: İşte benim rengim)

BANANA!
(Çevirisi: İşte benim rengim)

Örneğin, film endüstrisiyle ortaklık kuruyor ve karşımıza “Minyon sarısı” çıkıyor. Sephora ile ortaklık yapıyor ve ten renkleri için bir skala geliştiriyor. Böylece ten renginize uygun pudranızı rahatça seçebileceğinizi savunuyor. Tabii kataloglarına 1990 yılından itibaren ekran renklerini tanımlamakta kullanılan RGB ve html kodlarını da eklemeyi unutmuyor.

Peki neden her yıl bir renk seçiliyor?

“Tüm renkler” anlamında “pan” ve “tone” kelimelerinin bileşimiyle ismini oluşturan Pantone, kendine yeni pazarlar yaratarak, bu sayede markasını güçlendiriyor ve para kazanıyor diyebiliriz. Alanında etkili firmaların yaptıkları da bu değil midir zaten? Sektöre yön verirler. Yolu onlar açar, diğerleri peşinden gider. İşte burada da olan bu!

Firmanın uzmanları dünyanın dört bir yanını gezerek yeni akımları yakından görmek ve bir sonraki moda rengi belirlemek için önce ipuçları topluyorlar. Ardından bu bilgileri -rivayete göre- yılda 2 kez bir Avrupa başkentinde düzenlenen gizli toplantılarda değerlendiriliyorlar. 2 gün süren toplantılar sonunda da bir sonraki yılın rengini belirliyorlar. Sonra toplantı sonuçlarını 750 dolarlık bir çalışmada yayımlayarak satışa sunuyorlar.

Mercedes alacak olsam bu rengi alır mıydım acaba?

Mercedes alacak olsam bu rengi alır mıydım acaba?

Bu çalışmayı moda tasarımcılarından çiçekçilere, mobilya tasarımcılarından aksesuarcılara kadar geniş bir kitlenin takip ettiği söyleniyor. Çünkü eğer o yıl için belirlenen rengin dışında bir renk çalışırlarsa, özellikle de moda endüstrisinde, bu o markalara oldukça pahalıya patlayabilir.  Tüketiciler için “demode”, rakipler içinse öngörü yoksunu, sektörün gereklerinden uzak kalmış, zayıf markalar olurlar.

2017’nin rengine geri dönersek…

2000 yılından beri açıklanan “Yılın Rengi” için 2017 yılında geniş bir ton aralığı belirlenmiş. Nasıl doğada tek bir yaprak yeşili yoksa, bu seçilen rengin de tek bir tonu yok. Dolayısıyla 2017 yılında giyimden ayakkabıya, aksesuardan ev eşyasına kadar birçok yerden bu yeşille karşılaşacağız.

Dandini Dandini Dastana “Dronlar” Girmiş Bostana

Dron Terminali” yazımın bazı arkadaşlarımın ilgisini çektiğini ve onları “Bu dronlar başka nerelerde kullanılıyordur?” sorusunu sormaya ittiğini gördüm. Askeri kullanımının olduğunu hepimiz biliyoruz. Casusluk, hedef vurma, vs. gibi amaçlar için kullanıldığı söyleniyor. Tasarım tarihi derslerinde hep altı çizilir: Yeni teknoloji çoğunlukla önce askeriye için geliştirilir ve orada kullanılır, sonra ucuzlar ve sivil hayata uyarlanır. Dron konusunda da durum pek farklı değil gibi gözüküyor.

Güvenlik faaliyetlerinde, tarımda, arama kurtarma çalışmalarında ve yaban hayatı araştırmalarında kullanılan dronlar da görüyoruz. Bunlarla film stüdyoları ucuza, yüksek çözünürlükte çekim yapabiliyor, Amazon gibi firmalar ürün teslimi yapmayı deniyor. Tehlikeli bölgelerde haber peşinde koşan gazetecilerin özellikle doğal afetlerde güvenli görüntü almasına yardımcı olan dronlardan da söz ediliyor. Birkaç hafta önce tarım ve sulak alanların korunması üzerine çalışan bir arkadaşımla uzmanlık alanındaki dron kullanımını tartışıyorduk. Tarım alanlarını ilaçlamada veya tarlaya verilen suyun her noktaya ulaşıp ulaşmadığının kontrolü için dronların kullanılması aklımıza gelen ilk örneklerdendi. Sulak alanlardaki yıllık değişimin takibi (alanın kuruma hızı, sazlık kısımlardaki değişim, sulak alana atık su karışması) de dron ile yapılabilirdi.

Biraz araştırınca üzerine kamera takılarak kayıt yapan, fotoğraf çeken, GPS’e sahip bir dron ile tarladaki ürünün durumunun izlenebildiğini de gördük. Yerden elle ve radyo dalgalarıyla kumanda edilen model uçaklara da kamera takılabiliyor, ancak dronun otopilot özelliğiyle havalanmasından inişine kadar geçen sürede araziyi görüntülemesi mümkün oluyormuş. Gerçi uydu görüntüsü satın almak da arazinizi izleme yöntemlerinden biri. Ancak burada da hem yüksek fiyat hem de bulutların üstünden çekim yapılması nedeniyle düşük çözünürlük sorunları karşımıza çıkabiliyor. Belli bir sulak alanın araştırılması ve korunması için çalışan bir STK için uydu görüntüsü satın almak veya bir uçak kiralayıp alanın üzerinden uçarak çekim yapmak, proje bütçesiyle ilgili alınması gereken çok büyük bir karardır. Dron satın almanın da ucuz olduğunu söyleyemeyiz. Ama gelişmeler, en azından üretim maliyetinin düşmekte olduğunu gösteriyor.

Cep telefonu teknolojisinin dronlara etkisi

Peki cep telefonlarının gelişiminin de dron teknolojisinin ucuzlamasına yol açtığını biliyor muydunuz? Ben bilmiyordum. Cep telefonları için üretilen daha ucuz, daha küçük ve kaliteli sensörler, GPS modülleri, güçlü işlemciler, geniş menzilli dijital radyolar da dron teknolojisine de katkı sağlıyor(muş). Ayrıca pahalı havacılık yazılımları yerine kullanılan açık kodlu “Kendi başına yap (Do It Yourself-DIY)” kitleri de çiftçilere ucuz maliyette teknoloji sunuyor(muş).

Tarımda kullanım

korkuluk_bidoz01Bu yazımızın temel konusu tarım ve hayvancılık alanlarında dron kullanımına geri dönersek…

Örneğin suyun tarlanın bir ucundan verilip diğer uca ulaştığı anın gözlenmesiyle kesilmesi, dolayısıyla daha az su kullanarak etkin sulama yapılması veya tarlanın/bahçenin durumunun tepeden görüntülenmesiyle göz hizasında belli olmayan tarım zararlısı, mantar gibi sorunların çabuk tespit edilmesi ile daha az böcek ilacı kullanılması çiftçinin yararına olabilecek uygulamalar. Toprak kalitesi hakkında da dronun çektiği kuşbakışı görüntülerden faydalanılabiliyor. Farklı dalga boylarının kullanıldığı görüntüleme teknikleriyle sağlıklı ve hastalıklı ürünlerin ayrımı da gözlenebiliyor. Dağlık arazilerde tarım ve hayvancılık yapanların arazilerinde olup biteni gözlemek için kullandığı oluyor. Örneğin zarar görmüş bir çit tespit etmek, kaybolmuş veya yaralanmış bir hayvanın yerini bulmak gibi. Komşunuzun arazi sınırını ihlal edip etmediğini, ürün çalmak için tarlanıza birilerinin girip girmediğini veya gireni tespit etmeyi de kolaylaştırabiliyor.

Satın almaya kalksak…

Düşük maliyetli bir dron sayesinde sık ve düzenli gözlem yapabilen çiftçi, ürün yetiştirirken tüm aşamaları izleyerek toprağı için daha uygun yönetim modelleri oluşturabilir. Burada düşük maliyete bir mim koyalım! Ucuz ve etkili teknolojinin çiftçi açısından ne kadar önemli olduğunu düşünürsek, maliyeti hesaplarken yalnız dronun değil, kullanılan yazılımın, drona monte edilen kameranın veya ilaçlama aparatının fiyatını da eklemek gerekiyor. Dron sahibi olanların kullanmak için izin almaları da gerekiyor. Yani işin bir de yasal boyutu var.

Başlangıç, orta düzey ve profesyonel kullanıcılar için dron alternatifleri olduğunu gördüm. Pilinin şarj süresi ve pil ömrü -dolayısıyla havada kalış süresi- , dronun ağırlığı -rüzgârlı havada uçabilme yetisi-, varsa üzerindeki kameranın çözünürlüğü, hangi alanda kullanılacağına göre değişiklik gösteriyor. Örneğin geniş tarım alanları için pil ömrünün yetersiz kalması bir eleştiri konusu. Teknoloji yakın zamanda bu sorunu da çözer herhalde.

(Bu yazıyı hazırlarken en çok yararlandığım makaleye buradan ulaşabilirsiniz.)