Bayram, tatil, e-ticaret ve androidler elektrikli koyun düşler mi?

Bayram haftası tüm hızıyla devam ediyor. 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutladık. Şimdi de Kurban Bayramı’nın ilk günündeyiz. İdari izin yapanlar uzun(nnn) tatilden mutlu, şehirde kalan benim gibiler ise “onlar gitti, şehir boşaldı” diye huzurlu. Son iki haftanın -magazin haberlerini saymazsak- gündemi meşgul eden konuları sıcaklar, yağışlar, kurbanlık alışverişi ve bayram tatili giderleri. Son iki konuyu biraz açalım:

Elektronik koyun

akıllı telefonda koyun çizimi

İnternetten büyük ve küçük baş hayvanlarınızın “seceresini” araştırabilirsiniz.

90’lı yıllarda kurbanlık koyun ve internet kelimelerini yan yana kullanmayı aklımızdan bile geçirmezken, şimdi alınan büyük veya küçük baş kurbanlık ile ilgili bilgiler bir mobil uygulama üzerinden sorgulanabiliyor. T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından web sitesinde yayımlanan “Küpe Sorgulama” isimli mobil uygulama ile alınan kurbanlık hakkında bilgiye ulaşılabiliyor. Uygulamayı indiremeyenler ise https://hayvanbilgi.tarim.gov.tr/ sitesinden yine küpe numarası sorgulatabiliyorlar.

 

Bir de kurban rehberi hazırlanmış. Kurbanlık hayvan alımında ve kesiminde dikkat edilecek hususlar hakkında bilgilendirme amacıyla pdf belgesi oluşturulmuş. Ehil olmayan kişiler tarafından kesilen ve düzgün koşullarda saklanmayan derilerden yaklaşık yüzde 20 ekonomik kayıp oluştuğu söyleniyor. Sabahtan beri haberlerde kurban keserken yaralananları duyuyoruz. İşte böyle anlarda “keşke akıllı telefonda mesajlaşacağınıza biraz zaman ayırıp bu rehberi okusaydınız” demek geçiyor insanın içinden.

Android’ler Elektrikli Koyun Düşler mi?

Do androids dream of electric sheap kitap kapağı

İlk baskısı 1968’de yapılmış, ben 40 yıl sonra SF Masterworks’a ait bir baskıyı bulmuşum.

Kurbanlık koyun ve tatil derken, Kurban Bayramı’nda dinlenenlere bir de kitap önereyim. Orijinal adı “Do Androids Dream of Electric Sheep” olan, dilimize “Android’ler Elektrikli Koyun Düşler mi?” olarak çevrilen Philip K.Dick’in 1968 yılında yayımladığı bu bilim kurgu romanını okuyabilirsiniz. “Blade Runner” (Bıçak Sırtı) filmine de temel olan bu romanda tükenmiş dünyada “gerçek” bir hayvan sahibi olmak isteyen kahramanımızın avladığı androidlere karşı olan düşüncelerindeki değişimi izliyoruz. Nasıl kahramanımız “gerçek bir koyun” sahibi olmanın hayalini kuruyorsa, androidler de belki “elektrikli bir koyun” sahibi olmak istiyordur?

Kurbanın teknolojik (!) kısmını yazdık. Biraz da harcamalara bakalım.

Kurban Bayramı’nın e-ticarete yansıması

Gittigidiyor‘un açıkladığı 1-22 Ağustos 2017 satış verilerine göre derin dondurucu satışı geçen yıla göre 3 kat artmış. Kıyma makinesi satışlarında ise 2 kat kadar bir artış var. Üç büyük şehrimiz her iki ürünün en fazla ilgi gördüğü iller. Bu illerin yanı sıra, derin dondurucuya Bursa ve Kocaeli’den, kıyma makinesine ise Gaziantep ve Hatay’dan talep var. Kıyma makinesi için tüketiciler 200 TL, derin dondurucu içinse 1.000 TL’yi gözden çıkarmış.

Özellikle derin dondurucu alımında oldukça istikrarlı bir toplumuz galiba. Neden derseniz? Bundan 2 yıl önce aktif olan kliksa.com adlı çevrimiçi ticaret platformu -ki daha sonra küçültülerek TeknoSA’nın altında bir outlet kanalına dönüşmüştür-tarafından açıklanan Kurban Bayramı öncesi ve boyunca yapılan alışverişlere yönelik değerlendirme de benzer bir sonuç gösteriyordu. Derin dondurucu talebi o dönem de önceki yıllara göre 2,5 kat artış göstermiş ve erkek tüketicilerin akıllı telefondan sonra en çok rağbet gösterdiği ürün olmuş.

Tabii derin dondurucu satışlarında yalnız bayramın değil, sıcakların da etkisi olabilir.

E-ticaretin sıcakla arası nasıl?

E-ticaret sitesi avantajix.com 8 Temmuz-8 Ağustos 2017 tarihleri arasında yapılan çevrimiçi alışveriş verilerini Mayıs ayı verileriyle karşılaştırmış ve 30 derecenin üstündeki havalarda çevrimiçi alışverişte artış olduğunu gözlemlemiş. Bu artış, hava sıcaklığı 30-35 dereceyken yüzde 60-70, 35-37 derecedeyken yüzde 100, 40 dereceye yaklaştığında ise yüzde 130’a ulaşmış. Sıcak havalarda alışverişin en yoğun olduğu saat aralığı ise 12.00-16.00 olarak belirlenmiş.

Böyle sıcak havalarda marketlerin çevrimiçi siteleri, yüzde 35 ile satışta en fazla artış gösteren siteler. Onu fırsat siteleri ile kozmetik ürün siteleri izliyor. Bu sitelerdeki alışveriş trafiğinin artışında tatil için harcama yapacak kitlenin rolü de olsa gerek. Ne yazık ki bu konuda elimde başka bilgi olmadığından dolayı, yalnızca spekülasyon yapabiliyorum.

Bayram tatilinin e-ticarete faydası

Gelelim bayram tatiline. 30 Ağustos Zafer Bayramı ile Kurban Bayramı tatillerinin birleştirilmesinin turizmde canlılık bekleniyordu. Hatta bu tatil süresince de e-ticaret sektörünün 1 milyar TL ciro yapmayı hedeflediği belirtiliyordu. Zaten geçtiğimiz günlerde otel konaklamaları, yurt içi ve yurt dışı turları, uçak ve otobüs biletleri online satışlarının günlük yüzde 150-200 arasında arttığı açıklanmıştı. Daha önce kapısını yerli turiste açmamış oteller için kötü geçen 2017 yazının zararları, bayram tatiline gelen yerli turistle az da olsa giderilecek gibi gözüküyor.

Bir araştırma sonucu ve ardından gelen viral reklam

Uluslararası seyahat markası Momondo, bu yıl Nisan ayında sitesinde bir araştırma yayınladı. Araştırmada seyahat, birbirine güven ve açık fikirlilik arasındaki ilişkiye bakılmış. Sonucunda güvenli bölgemizin dışına çıkarak yeni şeyler denemenin, farklı kültürleri tanımanın insanları daha açık fikirli yaptığı ve bununla yeryüzündeki dar görüşlülüğün ve önyargıların önüne geçilebileceği öne sürülmüş. Katılımcıların %60’tan fazlası eğer daha fazla seyahat edersek dünyada daha az önyargı ve daha az tahammülsüzlük olacağına inandıklarını belirtmiş. Katılımcıların yarısı eğer insanlar daha çok seyahat ederse, dünyada barış ihtimalinin artacağını söylemiş. Türkiye’den araştırmaya katılanların bu olumlu fikirleri en çok destekleyenler olduğunu da ekleyelim.

Gelelim araştırmanın sonrasına…

Hafta başından beri sosyal ağlarda sıkça paylaşılan aynı markaya ait bir video var. 23 dilde altyazıyla yayınlanmış bu videonun ana fikri; hepimiz kardeşiz ve bunu uydurmuyoruz,  DNA’larımız yani bilim söylüyor. Videonun farklı linklerinde izlenme sayısı 3 milyonu geçti. Reklamla ilgili yorumlarda gözüme çarpan iki nokta var: Birincisi, izleyicilerin bir kısmı, yazılmış senaryoyu kötü bir şekilde oynayan aktörlerin reklamı, diye eleştiriyor. Bunu önemli bir eleştiri olarak görüyorum. Gerçi reklamda “bu reklamda gerçek kişiler kullanılmıştır” gibi bir ibare yok. Ama, demek ki izleyicilerde bu reklamın gerçek kişilerle çekilmiş gibi gösterilmeye çalışılan, “sahte duygular” içeren bir reklam olduğu hissi oluşmuş. Hatta bazı izleyicilerin “kötü oynanmış bir propaganda filmi” türü yorumlarına dahi denk geldim. Elbette kimse bir reklamın yeryüzünde var olan yüzlerce yıllık önyargıları bir çırpıda kırmasını beklemiyor.

İkincisi, yalnızca videonun izlenme ve beğenilme sayısının ötesinde markanın ne elde ettiği veya edeceğini merak ediyorum. Lütfen “marka bilinirliği” demeyin. Eğer bu hafta azıcık sosyal medyada dolandıysanız aynı videonun farklı dillerde birbirinden ilgisiz alt metinler eşliğinde dolaştığını da görmüş olmalısınız. Ben Türkçe, Rusça, İngilizce ve Fransızca olanlarına denk geldim. “Reklamın ana fikri üzerinden varlığımızı sorgulamalıyız” yönündeki metinlerin dışında Türkçede denk geldiğim bir ifade dikkatimi çekti: “DNA’larına Göre Irk Testi Yapılan İnsanların Sonuçlara Verdiği Aşırı Tepkiler”.

Peki bunu okuyan reklamcı ne yapmalı? Reklamı anlamamışsın aga, diye kızmalı mı? (Reklamcıların takip ettiği uluslararası sitelerdeki ilk yorumlar reklamın camiadan olumlu geri bildirim aldığını gösteriyor.) Yoksa ne olacak bu insanlığın hali, diye hayıflanmalı mı? Konu ile ilgili kişisel görüşümüz ne olursa olsun, reklam olarak müşteri (ve olası müşteriye) ne sunduğunu incelememiz, yorumlamamız iyi olacak. Ayrıca “Gelin DNA’nızı inceleyelim” kampanyasının markanın web sitesinde birkaç ay daha açık kalacağını gördükten sonra, acaba ne gibi “ara gazı” verecekler ve kampanyayı nasıl kapatacaklar, göreceğiz. Bir de ben Cannes’da Aslan alacak mı, onu merak ediyorum!

Bir ürün olarak seyahat

Tatil veya seyahat bir ürün değil, hizmet aslında. Hem tatil hem de seyahat, müşterisine “turist” veya yeni tabirle “konuk” denen, elle tutulur bir ürünü olmayan, verim odaklı turizm sektörünün bir parçası. “Konuk deneyimi”ni bir bütün olarak değerlendiren sektör, kişiye, mevsime, zamana göre değişken bir yapı sergiliyor. Örneğin bir önceki sezon hiç hesapta olmayan siyasi ve coğrafi gelişmelere karşı (tıpkı bu yıl ülkemizdeki yabancı ziyaretçi sayısındaki düşüşten de gördüğümüz gibi) oldukça hassas.

Gelelim olası müşterilerin nasıl karar verdiğine:

Yakın zamanda yapılan uluslararası bir araştırmaya göre; kadınlar ailenin seyahat planlayıcıları ve bu konuda ince eleyip sık dokuyorlar. Erkekler tatil planı yaparken arkadaş ve aile çevresinin önerilerini dikkate alıyorlar. Ayrıca reklamlardan da en çok etkilenenler erkekler. Yaş gruplarına göre bakarsak 18-22 yaş arası bu reklamlara pek aldırmıyor, ama film ve dizilerde gördüklerinden etkileniyor. 55 yaş üstü ise karar verirken acentelere danışmayı seçiyor. Televizyon, dergi, gazete gibi geleneksel medya araçlarının yanısıra yeni medya araçlarını da yoğun olarak kullanıyor turizm sektörü. Sosyal ağlarda gezinirken, haber sitelerinde haber okurken, e-posta adresinizi kontrol ederken karşınıza gelen “tavsiyeler”den önümüzdeki birkaç ay kaçış yok.

Konuyu bizden bazı istatistik verileriyle kapatalım.

TÜİK’in Hanehalkı Yurtiçi Turizm, IV.Çeyrek: Ekim-Aralık ve Yıllık 2015 Raporu’na göre seyahate en çok çıkan yaş aralığı 25-44. İkinci sırada ise 0-14 yaş grubu geliyor. En çok” yakınlarımızı ziyaret” için seyahate çıkıyoruz. İkinci sırada “gezi, eğlence, tatil”, üçüncü sırada ise “sağlık” amacıyla seyahat göze çarpıyor. Seyahat sırasında en çok nelere para harcadığımıza gelince: sırasıyla “yeme ve içme”, “ulaştırma”, “konaklama” ve “giyecek ve hediyelik eşya”. Önümüz yaz, ayrıca bayram da var. Acaba Ağustos 2016’da yayımlanacak yeni rapordaki verilerde neler değişecek?

Bu girişi yazarken cep telefonuma gelen “Alanya’da 4 gece 5 gün tatil fırsatı” da konuyu pek manidar kıldı hani!